Nizâmiye Sohbetleri’nin Üçüncüsü Gerçekleşti: "Nübüvvet ile İlgili Kur’an Kelimelerinin Terimleşme Süreci ve Anlam Problemleri"
Üniversitemiz İslami İlimler Fakültesi Konferans Salonu, 6 Kasım 2024 Çarşamba günü saat 13.30'da düzenlenen Nizâmiye Sohbetleri programının üçüncü bölümüne ev sahipliği yaptı. "Nübüvvet ile İlgili Kur’an Kelimelerinin Terimleşme Süreci ve Anlam Problemleri" başlıklı seminer, Kelam Anabilim dalında görev yapan Dr. Yusuf Kenan Atılgan’ın sunumuyla gerçekleştirildi.
Seminerde Kur'an'da nübüvvetle ilgili geçen "nebî, resûl, ismet, zelle, şefaat, makâm-ı mahmûd, ülü'l-azm, ehl-i beyt, vahiy, ilham, kitap, suhuf, ümmî, hikmet ve sidre" gibi kelimeler üzerinde anlam tartışmaları yapıldı. Dr. Atılgan, bu kelimelerin kelam ilmindeki tanımlarını, anlam değişikliklerini ve doğurduğu problemleri kapsamlı bir şekilde ele alarak semavi kitaplar, cahiliye şiirleri, sözlükler, tefsirler ve mütekellimlerin eserlerinden örnekler sundu.
Dr. Atılgan, bu kelimelerle ilgili anlam değişikliklerinin sebeplerini, Kur'an bütünlüğünün dikkate alınmaması, rivayetlerin etkisi, mezhebi endişeler ve farklı mezhep ya da ekollerin çabalarıyla ilişkilendirerek, kelimelerin terimleşme süreçlerini tahlil etti. Ayrıca, geleneksel inançların, özellikle Nebi ve Resul kelimelerinin farklı anlaşılmalarına dair ortaya çıkan problemleri dile getirdi.
Dr. Atılgan, "Nebi ve Resul" kavramlarının aynı peygamberin iki farklı yönünü ifade ettiğini vurgularken, "Resul"ün daha özel ve kendisine kitap ve şeriat verilen bir peygamber olduğunu, "Nebi"nin ise önceki kitaplarla amel eden bir peygamber olarak tanımlandığını belirtti. Ayrıca, Ülü'l-Azm kavramının, tüm peygamberlerin azim ve kararlılıkla görevlerini yerine getirdiklerini ifade ettiğine değindi.
Kur’an’da yer alan "ümmî" kelimesi hakkında, alimlerin genellikle bu kelimeyi okuryazar olmayan bir anlamda kullandığını belirten Atılgan, kelimenin aslında "annesinden doğduğu şekliyle kalan" anlamına geldiğini ifade etti. Ayrıca, Hz. Muhammed’in okuma yazma bilmediği yönündeki yaygın kanaatin, bazı iddialara karşı bir cevap verme endişesinden doğduğunu aktardı.
Ehl-i beyt kavramını da açıklayan Atılgan, "Ehl-i beyt"in sadece Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’den değil, Hz. Muhammed’in tüm ev halkından oluştuğunu belirtti. İsmet ve Zelle kavramlarını birlikte değerlendiren Atılgan, peygamberlerin insani yönlerine dair yapılan hataların vahiy ve tebliğ yönlerinden bağımsız olduğunu ve bu tür hataların cezalandırılmayacak kadar basit olduğunu ifade etti.
Şefaat ve Makâm-ı Mahmûd kavramlarına değinen Atılgan, Şefaatin Allah’ın iznine bağlı olduğunu ve müşriklerin aracı olarak belirlediği varlıkların aslında Allah ile insanlar arasında aracı olamayacağını vurguladı. Makâm-ı Mahmûd’un, Hz. Muhammed’e verilecek övülmüş makam olduğunu belirterek, bu kavramın Medine’ye hicret veya Mekke’nin fetih müjdesini içerdiğini söyledi.
Son olarak Vahiy ve İlham kelimelerini ele alan Dr. Atılgan, vahyin sadece peygamberlere bildirilen bir iletişim şekli olduğunu, ilhamın ise yalnızca Allah tarafından yapılabileceğini belirtti. İlhamın, art niyetli kişiler tarafından suistimal edilmesinin de önüne geçilmesi gerektiğini ifade etti.
Seminerin sonunda katılımcılar, Dr. Atılgan’a sorular sorarak daha fazla bilgi edinme fırsatı buldular. Nizâmiye Sohbetleri programının kaydına, üniversitemizin YouTube kanalından ulaşılabilecektir.
Editör: Öğr. Gör. Kübra Gökdemir
Fotoğraf: Öğr. Gör. Dr. Mehmet Erdoğan